<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Partiparti.com; 2009 yerel seçimleri, Siyasi Partiler, Yerel Seçimler &#187; Fikir</title>
	<atom:link href="http://www.partiparti.com/kategori/fikir/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.partiparti.com</link>
	<description>siyasi parti portalı</description>
	<lastBuildDate>Thu, 12 Aug 2010 11:17:13 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sinan Çetin Başbakan Tayyip Erdoğan&#8217;a seslendi</title>
		<link>http://www.partiparti.com/sinan-cetin-basbakan-tayyip-erdogana-seslendi.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/sinan-cetin-basbakan-tayyip-erdogana-seslendi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 10:42:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından Seçmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=2947</guid>
		<description><![CDATA[Yönetmen Sinan Çetin, dün TBMM&#8217;nin 90. yıl açılış töreni sırasında Başbakan Erdoğanın da aralarında bulunduğu siyasetçilere seslendi: TC hüviyeti taşıyanlar ölüyor. Güç sizde, çözün efendim&#8230;
TBMMnin açılışının 90. yıldönümü kutlamalarına, yönetmen Sinan Çetin&#8217;in sözleri damgasını vurdu.
Kutlamalar kapmasında açılan sergide sunuculuk yapan Çetin, demokratik açılım konusunda, &#8220;Orada ölen çocuklarımızın hepsinin üstünden Türkiye Cumhuriyeti hüviyet belgesi var&#8221; yorumunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yönetmen Sinan Çetin, dün TBMM&#8217;nin 90. yıl açılış töreni sırasında Başbakan Erdoğanın da aralarında bulunduğu siyasetçilere seslendi: TC hüviyeti taşıyanlar ölüyor. Güç sizde, çözün efendim&#8230;<span id="more-2947"></span></p>
<p>TBMMnin açılışının 90. yıldönümü kutlamalarına, yönetmen Sinan Çetin&#8217;in sözleri damgasını vurdu.<br />
Kutlamalar kapmasında açılan sergide sunuculuk yapan Çetin, demokratik açılım konusunda, &#8220;Orada ölen çocuklarımızın hepsinin üstünden Türkiye Cumhuriyeti hüviyet belgesi var&#8221; yorumunda bulundu.<br />
Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin ve Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından 90. yılda 90 belge isimli serginin açılışında konuşan Çetin, Başbakan Erdoğan&#8217;a seslendi: Sizleri biraz yorgun görüyorum, gerçekten iyi misiniz, iyi misiniz. Özellikle sayın başbakanımız biraz az uyuyormuş, kendisini mutlu etmeyen kimseyi mutlu edemez.<br />
Daha sonra PKKyla mücadeleye değinen Çetin, Orada ölen çocukların hepsinin üzerinde TC hüviyeti var. Biz bir yandan da kendi çocuklarımızı öldürüyoruz. Bir batılının gözünde Türkiye, kendi ulusuyla dövüşen, kendi ülkesinin dağlarına bomba atan bir ülke gibi görünüyor. Bu memleketin meclisinden daha üst güç yok. Bütün silahlı silahsız güçler elinizde. O zaman çözün efendim. Allah kolaylık versin şeklinde konuştu.<br />
Çetin&#8217;in bu sözleri salonda buz gibi hava estirirken, alışılageldik alkış Çetin&#8217;i sözleri sonrası duyulmadı.<br />
<strong><strong>ŞAHİN&#8217;DEN YANIT</strong></strong><br />
Daha sonra aynı kürsüye çıkan Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin ise şöyle konuştu: &#8220;TC devletine, Türkiyenin bölünmez bütünlüğüne kasteden kim olursa olsun, cebinde hangi nüfus kağıdını taşıyor olursa olsun birlik ve bütünlüğü ve güvenlik güçlerini hedef alan herkesle güvenlik güçleri mücadele etmek zorundadır.&#8221;<br />
(NTV)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/sinan-cetin-basbakan-tayyip-erdogana-seslendi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir ülkücüden uyarılar</title>
		<link>http://www.partiparti.com/bir-ulkucuden-uyarilar.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/bir-ulkucuden-uyarilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 14:40:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Akp]]></category>
		<category><![CDATA[Chp]]></category>
		<category><![CDATA[Dtp]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Mhp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=2791</guid>
		<description><![CDATA[Kadim bir ülkücü dostumun bana gönderdiği mektubu önemine binaen sizlerle paylaşmak istedim:
Birileri ülkeyi süratle 12 Eylül öncesine götürmek istiyor. Yurdun hemen her köşesinden başlayan sokak gösterileri, siyasi cinayetler, kundaklamalar artarak devam ediyor. Şu an akıllar tutulmuş vicdanlar kararmış empati yok olmuş&#8230;
Sokağa indirilen gençler akıl ve mantıkla değil, tamamen duygularıyla hareket ediyor. Ya onları sokağa dökenler? [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadim bir ülkücü dostumun bana gönderdiği mektubu önemine binaen sizlerle paylaşmak istedim:</p>
<p>Birileri ülkeyi süratle 12 Eylül öncesine götürmek istiyor. Yurdun hemen her köşesinden başlayan sokak gösterileri, siyasi cinayetler, kundaklamalar artarak devam ediyor. Şu an akıllar tutulmuş vicdanlar kararmış empati yok olmuş&#8230;<span id="more-2791"></span></p>
<p>Sokağa indirilen gençler akıl ve mantıkla değil, tamamen duygularıyla hareket ediyor. Ya onları sokağa dökenler? Başta Mamak Zindanı olmak üzere çeşitli cezaevlerinde yaklaşık oniki yıl tutsak kalan birisi olarak görüyorum ki; bu yaşadıklarımız 12 Eylül öncesinin adeta bir fotokopisi. DTP taraftarlarının gösterilerine karşı çıkan bir arkadaş, “Meydanları onlara mı bırakacağız?” diye tepkisini dile getiriyordu. 12 Eylül öncesi bizler de, “Bu ülkeyi komünistlere mi bırakacağız?” diyorduk. Devrimci gençlikte aynı şekilde meydanı faşistlere bırakmamak için sokaklara dökülmüştü. Oysa ülke ne milliyetçilere ne de devrimcilere bırakıldı. Bizleri sağcı solcu diye kırdıran bu derin güçleri çok ağır bedeller ödedikten sonra fark edebilmiştik. İhtilale meşru(!) zemin hazırlamak isteyen odaklar, gençlerin birbirlerini kırmasını bazen seyrederek bazen de tahrik ederek olayların “olgunlaşmasını” beklediler.</p>
<p>Bugün sokağa indirilen milliyetçi gençler bilmelidirler ki dün aynı şekilde bizleri de sokağa indirenler ihtilalden sonra, “Size mi kaldı vatan kurtarmak?” diyerek alay, hakaret ve işkence ediyorlardı.</p>
<p>İhtilal öncesi “Kahrolsun Komünizm!” diye çok bağırdık. Komünizm bizim bağırmamızla kahrolmadı. Bizi meydanlara dökenler ihtilalden sonra bizlerle alay ettiklerinde, işkence yaptıklarında, arkadaşlarımızı dar ağaçlarında sallandırdıklarında; asıl o zaman biz kahrolduk.</p>
<p>Lütfen, oyuna gelmeyelim! Derin yapı aynı oyunu yeniden sahneye koydu. Figüranları olmayalım. Bin yıldır bizleri kardeş yapan değerleri yeniden tesis etmezsek o zaman ülkeyi bölmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüş oluruz.</p>
<p>Kimileri kabul etmese de şu bir gerçek ki seksen yıldır Kürt vatandaşlarımız yok sayıldı, hakir görüldü, çeşitli baskı ve zulümlere maruz bırakıldı. Onlara bu zulmü Türk halkı değil bu düzenin sahipleri yaptı. Sonra da kimine Alevi, kimine Kürt, kimine dindar, kimine sağcı , kimine solcu diye benzeri zulümleri reva gördüler. Bizleri “ötekileştiren” derin yapı bir kesime zulüm yaparken diğer kesim alkış tuttu. Aynı şey bizim başımıza geldiğinde feryat ettik&#8230; Köle sahipleri köleleri birbirlerine kırdırdıkları için kendilerini kimse fark edemedi.</p>
<p>Artık yeter! Edi Bese! Sahiplerimizin oyunlarını bozalım. Olaylara kendi ideolojik penceremizden bakmayalım. Bizim doğrularımızın dışında da doğruların olabileceğini kabul edelim.</p>
<p>Eylemler yapan Kürt halkı! Bilmelisiniz ki 80 yıldır sizlere bu zulümleri Seraplar değil,</p>
<p>bu düzenin sahipleri yaptı . Sizler Serap’ı öldürmekle Kürt halkının haklı taleplerini elde edemezsiniz. Mücadelenin en basiti, eline silahı bombayı alıp eylemler yapmaktır.</p>
<p>Amaç gerçekten Kürt halkının hakları ise ellerinizde çiçeklerle sokaklara çıkın. İnanıyorum ki böyle bir direniş Türk halkının desteğini arkasına alacaktır. İşte o zaman “Bin yıllık kardeşlik” tekrardan tesis edilir.</p>
<p>Buradan birkaç kelam da Sayın Baykal ve Bahçeli’ye etmek istiyorum.. Bu zatlar açılımla birlikte ülkede ayrımcılığın yapıldığını, huzurun bozulduğunu, birlik ve beraberliğin baltalandığından dem vurmaktadırlar . Allah aşkına sizler hangi birlik beraberlikten , hangi huzurdan bahsediyorsunuz? Otuz senede 50 bin can binlerce faili meçhul cinayetler, söndürülen ocaklar başka bir ülkede mi yapıldı?</p>
<p>Sokağa indirilen gençler bu oyunların farkında değiller. Peki ya sizler? Üç beş oy uğruna bu süreci baltalamak hangi akla izana sığar? Eğer bu gemi batarsa o koltuklar sizi kurtarmaz.</p>
<p><strong>Barış ve sevgiyle &#8230;</strong></p>
<p>Adnan Baran</p>
<p>Mehmet METİNER / Star</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/bir-ulkucuden-uyarilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lübnanlı yazar gözüyle Recep Tayyip Erdoğan</title>
		<link>http://www.partiparti.com/lubnanli-yazar-gozuyle-recep-tayyip-erdogan.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/lubnanli-yazar-gozuyle-recep-tayyip-erdogan.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 00:13:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=2739</guid>
		<description><![CDATA[Lübnanlı ünlü gazeteci-yazar, tarihçi ve edebiyatçı Samir Atallah, dünyada yılın adamının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu yazdı. Yazının başlığı ise hayli ilginç: Sultan Recep
Lübnan&#8217;da yayınlanan El Nahar gazetesindeki köşe yazısında Atallah, Erdoğan&#8217;ın &#8220;İslam&#8217;ın Bağdat&#8217;ı her gün kana bulayan El Kaide olmadığını&#8221; dünyaya gösterdiğini vurguluyor. &#8220;Fevkalade yıl 2009 ve Sultan Recep&#8221; başlıklı yazısında Atallah, Erdoğan&#8217;ın Avrupa&#8217;nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lübnanlı ünlü gazeteci-yazar, tarihçi ve edebiyatçı Samir Atallah, dünyada yılın adamının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu yazdı. Yazının başlığı ise hayli ilginç: Sultan Recep<span id="more-2739"></span><br />
Lübnan&#8217;da yayınlanan El Nahar gazetesindeki köşe yazısında Atallah, Erdoğan&#8217;ın &#8220;İslam&#8217;ın Bağdat&#8217;ı her gün kana bulayan El Kaide olmadığını&#8221; dünyaya gösterdiğini vurguluyor. &#8220;Fevkalade yıl 2009 ve Sultan Recep&#8221; başlıklı yazısında Atallah, Erdoğan&#8217;ın Avrupa&#8217;nın hasta adamı Türkiye&#8217;yi dünyanın sağlıklı ülkelerinden biri haline getirdiğinin altını çiziyor.</p>
<p>Atallah, kese kağıdı gibi değersiz olan Türk Lirası&#8217;nın dünyanın en güçlü ekonomilerinden birinin para birimi haline dönüştürüldüğünü, Atatürk&#8217;ten beri dondurulan Kürt sorununa çözümler arandığını, Ermeni sorunun acil servise kaldırıldığını ifade ediyor.</p>
<p>Ortadoğu&#8217;nun en önde gelen gazetelerinden Şark&#8217;ul Avsat&#8217;ta günlük yazılar da kaleme alan Atallah, Türkiye&#8217;nin Suriye ve İran&#8217;la ilişkilerini güçlendirdiğini, İsrail ile de realist bir seviyeye indirdiğini de vurguluyor. Atallah, Türk-ABD ilişkilerinin de artık 50 yıl öncesi gibi olmadığını ifade ediyor.</p>
<p>The Economist&#8217;in &#8220;İstanbul müezzini&#8221; olarak adlandırdığı Erdoğan&#8217;ın komşularıyla sıfır problem politikası güttüğünü de vurgulayan Atallah, Türkiye&#8217;nin dünyaya İslam&#8217;ın Şii Safevi&#8217;lerden Ortodoks Ermenistan&#8217;ına herkesi olduğu gibi kabul ettiğinin mesajını tekrar verdiğinin de altını çiziyor.</p>
<p>Erdoğan&#8217;ın yaptığı anayasal değişikliklerle daha önce &#8216;Hıristiyan Kulübü&#8217; olarak tanımladığı Avrupa Birliği&#8217;ne girmek için gösterdiği gayretin birliğin liderleri Almanya ve Fransa&#8217;yı şaşırttığını da ifade eden Atallah, Türkiye&#8217;nin Atatürk tarafından ortaya konan temel esaslara dokunmadığını da söylüyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin daha önce Süveyş&#8217;te, Cezayir&#8217;de, Aden&#8217;de Batı yanlısı politikalar izlediğini ya da en azından Batılıların bu politikalarını kınamadığını belirten Atallah, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdulnasır&#8217;ın Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu Cento ve Bağdat Paktı&#8217;na karşı mücadele ettiğini de vurguluyor. Atallah, Erdoğan&#8217;ın selefi Erbakan&#8217;ın da Türkiye&#8217;nin içinde bulunduğu statükoyu değiştiremediğini ifade ediyor.</p>
<p>&#8220;Anadolu&#8217;nun hakimi ve bereketin kaynağı iki nehrin sahibi her yerde hatta Lübnan&#8217;da hükümetin kurulması için bile arabuluculuk yapıyor.&#8221; diyen Atallah, Erdoğan&#8217;ın görevinin Golan&#8217;ın işgalden kurtarılması olduğunu da ifade ediyor.</p>
<p>(CİHAN)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/lubnanli-yazar-gozuyle-recep-tayyip-erdogan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeytani bir buluş Milliyetçilik</title>
		<link>http://www.partiparti.com/seytani-bir-bulus-milliyetcilik.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/seytani-bir-bulus-milliyetcilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 11:52:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=2734</guid>
		<description><![CDATA[Kendi halkıyla kavga eden bir sistem, bu coğrafyada en çok kimin işine geliyorsa hadiselerde onun parmağını da aramak lazım.
Zaman ve şartlar ve dahi yaşanmakta olan olaylar, şu açılım denilen şeyin ne kadar mübrem bir ihtiyaç haline geldiği bir kere daha gösterdi. 
Anlaşılıyor ki, birileri sistemin ‘insanileşmesini’ istemiyor. Eski usul devam etsin diye nerede ise memleketi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi halkıyla kavga eden bir sistem, bu coğrafyada en çok kimin işine geliyorsa hadiselerde onun parmağını da aramak lazım.<br />
Zaman ve şartlar ve dahi yaşanmakta olan olaylar, şu açılım denilen şeyin ne kadar mübrem bir ihtiyaç haline geldiği bir kere daha gösterdi. <span id="more-2734"></span><br />
Anlaşılıyor ki, birileri sistemin ‘insanileşmesini’ istemiyor. Eski usul devam etsin diye nerede ise memleketi ateşe verecekler. Demek ki hükümetin yapmak istediği, en azından niyeti bakımından mühim ki, sistemden beslenenleri rahatsız etmeye başladı. Memleketi yangın yerine çevirdiler. Bilmiyorum aklıselim sahibi Kürtler, sistemin varlığını sürdürmek için Kürtleri nasıl kullandığının farkındalar mı? </p>
<p>Bakın açılımı en çok Kürt çocuklar üzerinden baltalıyorlar. Oysa açılıma karşı  çıkanlar, o çocukların heder olmasını ön görmüş bir sistemin devamını istiyorlar  </p>
<p>Tabii sistemin devamını isteyenlerin sadece laikçi kesimler ve Ergenekoncular olduğunu söylemek ahmaklık olur. Hem belli bir kesim cidden devletin bekası konusunda endişelendiği için açılma karşı duruyor.  </p>
<p>Kendi halkıyla kavga eden bir sistem, bu coğrafyada en çok kimin işine geliyorsa hadiselerde onun parmağını da aramak lazım. Siyonist dünya teşkilatının, arz-ı mevut sınırları içine saydığı güneydoğu bölgesinin istikrarsızlığı için yapmayacağı iş yoktur. Tabii Ortadoğu’nun arka bahçeleri olmasını isteyen ülkeleri de unutmamak gerekir. Ergenekoncular, olsa olsa onların yerleşik uzantılarıdır. Fakat kendilerini ‘ulusalcı’ sanıyorlar. Ben yine de Kürt çocuklarını öyle küstahça kışkırtıp sokaklara itenlerin Ergenekonculardan ziyade, yabancılar olduğuna inanıyorum. Çünkü gösterilerin içine sıkıştırılmış niyet açık: Toplumsal çatışma! Türk-Kürt çatışması, pratikte en çok kimin işine gelir onlara bakmak gerekir.  </p>
<p>Şunu da bir not olarak tespit etmeliyim: Horoz dövüşü gibi birbirini didikleyen siyasetçilerin şu noktalara hiç bakmamaları, olup bitenlerden birbirini sorumlu tutmaları çok ilginç&#8230; Kimse akıl edemiyor mu ki, birileri bizi birbirimize düşürüyor. Bu kadar provokasyona rağmen bir ajan provokatörün yakalanmaması size tuhaf gelmiyor mu?  </p>
<p>YANLIŞLAR YANILGILAR</p>
<p>Kürt milliyetçiler, TC’nin, bir takım ‘Türkçü’ siyasetçilerin dayatmalarıyla kurulmuş, gayrı Türk unsurları da zorla Türkleştirmeyi gaye edinmiş bir ‘milli devlet’ sanıyorlar ve birinci dünya harbini ve istiklal savaşını birlikte yaptıkları Türk milleti tarafından ihanete uğradıklarını zannediyorlar. Yanılıyorlar. Çünkü TC, Türk milletinin projesi değildir. Evet, Milli Mücadele, milletin mücadelesidir. En azından Lozan Barış Antlaşması’nın ikinci faslına kadar. Ama sonra proje ta temelden Haim Naom gibi dessasların da marifetleriyle- değişmiştir.  O dessas herif devreye girinceye kadar hiç kimse imparatorluk bakiyesinden bir ulus devlet çıkacağını beklemiyordu. Milli mücadeleyi yapanlar da dahil! </p>
<p>Nitekim, onlar halifeyi ve vatanı kurtaracaklarını sanıyorlardı!  </p>
<p>Türk milliyetçileri ise, kurgulanmış bir tarihin telkinleriyle, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, gerçekten homojen bir Türk kavmi yaratmak için yola çıktıklarını ve bu yüzden ‘ulusçu bir devlet’ inşa ettiklerini zannediyorlar. </p>
<p>Her ikisi de yanılıyor. Her iki tarafın da doğruları vardır ama yanlışları daha çok. Çünkü TC, (Bendeki TC imajı, içinden din çıkarılmış ve Türklere aitmiş gibi gösterilen mürtet bir anlayışı ve dünya görüşünün sembolüdür.) kurgulanmış bir sistemdir. Dindar, Allah yolunda cihadı kendi davası edinmiş bir kavmi, dinden soğutmak ve onu aslî görevinden; yani yeryüzünde şeytani yapılanmaları bertaraf etmek vazifesinden uzaklaştırmak için kurgulanmış bir yapı! </p>
<p>‘Manası alınmış’, kuru maddesi kalmış bir ‘Türk’ kavramı üzerine inşa edilmiş TC’nin hatalarını, Müslüman Türk halkına mal etmek ne kadar yanlış ise, rejimin yerleştirilmesi çabasıyla, Kürtlerin ötekileştirildiği gerçeğini görmezlikten gelmek de o kadar yanlıştır.  </p>
<p>Esasında Türk milliyetçilerinin, TC’yi, milliyetçi çabaların bir eseri görmeleri yanlıştır. Çünkü TC, Türk milletinin ihtiyaç, anlayış ve yaklaşımlarını benimseyerek değil, onun inancını dışlayan, kültürünü aşağılayan ve hatta medeniyetten yoksun sayan bizi muasır medeni milletler seviyesine getirmek istedilerdi ya- bir anlayıştan doğmuştur.  </p>
<p>Tıpkı SSCB ve Çin gibi, TC de, var olan kültürü, izanı, anlayışı, ruhu yok ederek, yerine tanrı ve din ile ilgisi bulunmayan bir pagan kültür yaratma çabasının eseridir. İnkâr-ı ulûhiyet üzerine inşa edilmiştir. Acı olan da, bazı Türklerin, onu Türk milliyetçiliğinin bir başarısı zannetmeleridir. Oysa biraz tarih bilseler, görecekler ki, bu çağın en büyük Türkçüsü olan Nihal Atsız, birçok din âliminin çektiklerinden daha fazla çekmiştir bu rejimden.  </p>
<p>Rejim Türkçü veya milliyetçi olsaydı bunu yapar mıydı? Zaten bu tür şeyleri anlamakta ciddi sıkıntı çekiyorum. Alevilerin Atatürkçü ve CHP’li olmaları, Kürtlerin de Kemalist bir yapılanma olduğu gün gibi aşikâr olmuş DTP’yi ‘hak’ bilmeleri tuhaf bir paradoks.  </p>
<p>TC’nin, tıpkı komünist sscb gibi, halkına rağmen yaratılmış despot ve tanrısız bir devlet düzeni olduğu gerçeği bilinmedikçe, bugün yaşanmakta olanlar anlaşılamaz. Nitekim Türkçüler, Kürtler için ‘bunların nesi var, hangi haktan mahrumlar ki baş kaldırıyorlar. Aslında bunlar hain” diyor, Kürtçüler de, ‘tc’ adına yapılmış tüm zulüm ve hataları Türk milletin marifeti ve müsaadesiyle yapılmış sanıyorlar.  </p>
<p>İLK TEŞHİS BEDİUZZAMAN’DAN</p>
<p>Oysa Bediuzzaman ta işin başında rejimin tabiatını tespit etmiş ve haber vermiştir ki, bu rejim Türkçülüğü İslam’ın bazı meselelerine karşı kullanacak: “Garibdir hem çok garibdir. Yediyüz sene müddetinde İslâmiyet&#8217;in ve Kur&#8217;an&#8217;ın elinde şeref-şiar, bârika-asa bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyet&#8217;in bir kısım şeairine karşı istimal etmeğe (kullanmağa) çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. &#8220;Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor&#8221; diye rivayetlerden anlaşılıyor.” diyor. Buna rağmen Kürtçüler, TC’nin işlediği şenaati, Müslüman Türk halkının marifeti olarak gösteriyorlar. </p>
<p>Hayır öyle değil. TC, bir inkâr-ı ulûhiyet projesidir. Tanrı kavramını, ‘vicdan’ denilen karanlık odaya hapsedip, insanı dünyevileştiren, ilahsızlaştıran bir süfyanist yapılanmadır. Komünist düzenden daha tehlikeli ve acımasız. Çünkü temellerini ‘inkâr’ kavramı üzerine inşa etmiştir. Muannit bir mürtet gibi, uyanık, müteyakkız ve suret-i haktan görünmüştür. O yüzden yeryüzünde inkâr-ı ulûhiyet fikrini esas alarak kurulmuş tüm düzenler kendisini tasfiye etmiş olmasına rağmen, TC hala direniyor. Yani bugün, rejiminin tabiatı bakımından ‘münkir’ olan yegâne devlet bizimkisi&#8230; Hakiki anlamda laik olsa ona münkir denmez. Bu devletin bir diyanet teşkilatının bulunuyor olması sizi yanıltmasın. 1950’li yıllardan itibaren isteyerek istemeyerek bazı alanlarda geri adım atmış olması da sizi aldatmasın. Onun tabiatı münkir ve cebirdir. Ve tahriptir.   </p>
<p>Bediuzzaman 5. Şua’da rejimin hakikatini şöyle dile getirir:  </p>
<p>“&#8230;azamî bir istibdad ve azamî bir zulüm ve azamî bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, azamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acib bir istibdad ki; -kanunlar perdesinde- herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hatta elbisesine müdahale ederler. Zannederim, asr-ı âhirde İslâm ve Türk hürriyetperverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmişler. (Yani, Abdülhamid’e saldırmışlar, manen daha sonra gelecek olan cumhuriyet istibdadını hissettikleri için) Fakat çok aldanıp yanlış bir hedef ve hata(lı) bir cebhede hücum göstermişler. Hem öyle bir zulüm ve cebir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harab ve yüzer masumları tecziye ve tehcir ile perişan eder”  </p>
<p>İşte bunu görmezsek ne ‘açılımlar’a ihtiyaç duyarız ne de ‘açılım’ın ne anlama geldiğini biliriz. Nitekim bilmiyoruz. Çünkü TC kuruluştan itibaren, iki şeyi çok iyi kullanmıştır: Rüşvet-i mutlaka, istibdad-ı mutlak!  </p>
<p>Bütün yandaşlarını  rüşvetle beslemiştir (bugün bile onu şiddetle savununlar o rüşvetten beslenenlerdir, CHP dahil), muhaliflerini ise mutlak bir istibdat ile sindirmiştir. Bediuzzaman’a da rüşvet teklif edildi. Ankara’ya çağırılıp kendisine şark umum müfettişliği verildi. Bediuzzaman, yapılmakta olanların nereye varacağını görüp karşı çıkınca, yani rüşveti kabul etmeyince ona reva görülen, mutlak bir istibdat olmuştur. Bu her muhalife yapılmıştır. En küçük kriz ortamında askere olağanüstü yetki verip toplumu susturmuş ve sıkıntıların sürekli sumen altına süpürülmesine neden olmuştur. Kendini garantiye almak için, güya kendisi adına hareket ettiği Türk milletini bile harcayabiliyor; topluca öldürmeler, suikastler, terör, darbe, faili meçhuller, provokasyonlarla onu sindirebiliyor!  </p>
<p>Çünkü gerçek anlamda bir insani temele dayanmıyor. Toplumun hiçbir kesimiyle doğal bir illiyet bağı yok. Kendi yarattığı bir laik kesim dışında bir aidiyet oluşturabildiği bir kesim yok. O da halka tepeden bakmacı bir kesim. Adı ‘Türk’tür ama bu bir resimden ibarettir. Çünkü milletinin değerlerini benimsesemiştir. İslam içinde geçen bin yıllık parlak tarihini yok saymıştır. Hatta onu görmezlikten gelebilmek için Hitit’i, Asur’u köken kabul etmeye çalışmıştır. İslam ile ilintisi yok etmek istemiştir ama muvaffak olamamıştır.  </p>
<p>Tiyniyette güya Alevi’dir ama onlara da sadık değildir. Çünkü Osmanlıyı tümüyle reddetmesine rağmen Alevilere karşı güvensizliğini sürdürmüştür.  </p>
<p>Yapısı güya demokrat bir cumhuriyettir ama uygulamada, ‘keyfî’ ‘küfrî’, ‘cebrî’ ve ‘askerî’dir. Ferdin devlet karşısında bir gramlık hakkı yoktur. Devlet, daha doğrusu rejim daima haklıdır. Halka karşı muamelesi keyfidir. Kanun, rejimin çıkarı neyi icap ettiriyorsa o yönde yorumlanır. Bunu küfre hizmet için yapar, halk için değil! Toplumda hoşnutsuzluk sezdiği zaman cebir uygular. Cebir sökmediği zaman askeri göreve çağırır. Askerin yapı içindeki asli görevi de doğal olarak sistemin devamını sağlamaktır, halkın bekasını değil  </p>
<p>İşte bu yapı ile artık yürünmeyeceği gözlemlenmeye başlandı. Türkiye ya Rusya gibi kendi glastnostu’nu yaparak yen bir perestroyka ile yapısını ‘apdate’ edecek (güncelleyecek) ya da derin ve nerede duracağı belli olmayan Sırbistan gibi çalkantılara girecektir  </p>
<p>Türkiye’nin önünde ciddi türbülanslar oluşmuş durumda. Bunu aklıselim sahibi herkes görebiliyor. O yüzden de toplum ekseriyeti diyor ki, ‘rejim acilen insanileştirilmeli!” Çok az -ama imkânları elinde tutan- bir kesim ise, ‘hayır böyle devam etsin’ diyor. Yani insanlarımız ölmeye devam etsin, sokaklarımız her gün yansın, genç kızlarımız diri diri yakılsın, bu milletin yoksul ve dindar ailelerinin ocağına her gün yeni ateşler düşsün. Sistemin zangoçlarına bir şey olmasın yeter </p>
<p>Bu halin böyle gitmeyeceğini söyleyen herkese vatan haini gözüyle bakmak en kolaycı yoldur. Kimse acıyla ve çözüm yollarıyla yüzleşmek istemiyor. Oysa önünde sonunda olacak olanı öne almak belki de faturayı azaltır.  </p>
<p>Evet, bu rejim, önünde sonunda İslam ile barışmak zorundadır. Çünkü anasır-ı İslamiye olan şu halkları bir arada tutabilmenin yegâne vesilesi İslam milliyetidir.  </p>
<p>MİLLİYETÇİLİK  ŞEYTANİ BİR BULUŞTUR</p>
<p>Milliyetçilik, dünyayı sömürmek isteyen batılıların ortaya çıkardığı şeytani bir buluştur ve insanlık tabiatına aykırıdır. Zira millet kavramı, ırk anlamında ele alınıp sistemin temeline oturtulduğunda, otomatik olarak insanlık yekdiğerini yemekle beslenen gruplara ayrıştırılmış olur. Bu da fıtri değildir. Geçmiş asır, bir parça milliyet asrı olabilirdi. Bu asır artık onu kaldırmıyor.  </p>
<p>Devletler, 18. yüzyıla kadar meşruiyetlerini ırk veya milletten almamıştır. Bugün dahi sağlıklı temelleri olan ülkelerde esas işleyiş ırk temeline dayanmaz. Bunu net bir şekilde yapmak isteyen Almanya, İtalya ve İspanya, insanlık için yüz karası olacak hadiselere sahne oldular. Meşruiyeti bir ırka dayandırma geleneğini başlatan batı, geçtiğimiz asırda bunun bedelini ağır ödedi ve insanlığa büyük acılar yaşattı. İki cihan harbi, Mussolini ve Hitler rejimleri, Komünizm belası, hepsi bu aidiyet fikrinin millet esası üzerinde inşa edilmesiyle ortaya çıkmış belalardır.  Batı bugün bu belayı, toplumsal zemini yeni kriterler üzerine oturtmakla aşmış gibi görünüyor. Amerika zaten çok uluslu bir devlet&#8230; Biz neden, kurgusu bile bize ait olmayan bir yapıda ısrar edip kendimizi tüketelim.  </p>
<p>Milliyetçiliğin tarihi, bilemedin bir iki asırdır. İnsanlığın geçmişi ise yüzbin yıllara baliğ&#8230; Hem milli devlet fikri en çok bize zarar verdi. Koca bir imparatorluğumuzu yedi. Oysa Karahanlılar, Selçuklular, Harizmşahlar, Osmanlılar hepsi Türk devleti idiler. Hiç birinde de aidiyet ve bağlılık millet tabanına oturmuyordu. ‘Ulus devlet’ değillerdi. Ama herkes biliyordu ki yöneten hanedan Türktür ve devlet geleneği Türk geleneğidir. Bu açıdan bakıldığında belki de önümüzdeki dönemlerde yeni bir aidiyet kültürü oluşturmamız gerekmektedir.  </p>
<p>İlla milliyet fikri aranacaksa da ‘islam milliyeti’ yeter de artar bile. Çünkü bütün dayatmalara rağmen, Türk devletleri içinde, sadece millilik vasfını öne çıkaran TC, bir aidiyet oluşturmada zafiyet yaşamıştır. Osmanlı hanedanı bile son ana kadar aidiyet fikri yaratmada başarılı olmuştur. Abdülhamit döneminde devlete ait simge ve sembollerin nasıl yeniden bir aidiyet oluşturmada kullanıldığı bilinmektedir.  </p>
<p>Türkiye’nin geleceği ile ilgili fikir beyan etmek niyetinde olanların şu meseleleri göz önünde bulundurmalı gerekir kanaatindeyim. </p>
<p>Mehmet Ali Bulut &#8211; Haber 7<br />
mabulut@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/seytani-bir-bulus-milliyetcilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye hayırlı bir dönemden geçiyor</title>
		<link>http://www.partiparti.com/turkiye-hayirli-bir-donemden-geciyor.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/turkiye-hayirli-bir-donemden-geciyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 14:22:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=2435</guid>
		<description><![CDATA[Semih İdiz yazısı
Hayatın temelinde her şeyin göreli olduğu gerçeği yatar. “Her şeyde bir hayır var” derken bunu kastederiz. Kültürümüzün bir gereği olarak bunu daha çok “kaderci” bir açıdan söyleriz. Bu da belli bir olumsuzluğa işaret eder. Fakat gelişmelere nesnel ve olumlu bir açıdan bakmak da mümkün.
1930’ların Avrupası, insanlık tarihinde o ana kadar görülmemiş bir vahşetin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Semih İdiz yazısı<span id="more-2435"></span><br />
Hayatın temelinde her şeyin göreli olduğu gerçeği yatar. “Her şeyde bir hayır var” derken bunu kastederiz. Kültürümüzün bir gereği olarak bunu daha çok “kaderci” bir açıdan söyleriz. Bu da belli bir olumsuzluğa işaret eder. Fakat gelişmelere nesnel ve olumlu bir açıdan bakmak da mümkün.<br />
1930’ların Avrupası, insanlık tarihinde o ana kadar görülmemiş bir vahşetin yaşandığı 1940’lardaki gelişmelere yol açmasaydı, bugünün birleşik Avrupası acaba insan hakları ve demokrasi açısından eriştiği ortak düzeyi yakalayabilir miydi?<br />
Sonuçta, Voltaire’lerin, Schiller’lerin, Goethe’lerin, Rousseau’ların veya Erasmus’ların kıtası olması Avrupalıların 70 yıl önce sergiledikleri barbarlığı engelleyemedi. Demek ki bazı şeylerin anlaşılması için bazı şeylerin yaşanması gerekiyor.</p>
<p><strong>Bildik paradigmanın iflası</strong><br />
Türkiye’de gelinen noktanın da bu olduğuna inanıyoruz. Burada Avrupa’nın barbarlığı ile bir kıyaslama da yapmıyoruz. Kendi gerçeklerimizin kapsamında konuşuyoruz.<br />
AKP’nin, alışılmış kalıpları yıkarak, demokratik yoldan iktidara oturması, askerin siyasete müdahale çabalarının yol açtığı olumsuzluklar, Ergenekon davası, Alevi açılımı, Kürt açılımı vs. derken, Türkler bugüne kadar ısrarla inkâr edilen gerçeklerle yüzleşmeye başladılar.<br />
İster laik ister dinci olsunlar, tutucu kesimler için bundan daha olumsuz bir gelişme olamaz tabii ki. Sonuçta alışılmış paradigmaların iflası kolay hazmedilecek bir şey değildir. “Yandık, yıkıldık, bölündük, çarpılacağız” söylemi de bundan kaynaklanıyor.<br />
Değişime karşı kesimlerden yansıyan “ülke kötü gelişmelere gebe” açıklamaları ise, sanki bir tespitten çok bir temenniyi içeriyor. Sonuçta, “benim olmayacaksa ölsün” düşüncesine yabancı bir ülke değiliz.</p>
<p><strong>Düşünce kalıpları kırılıyor</strong><br />
Fakat kendilerini demokrasi ve insan hakları açısından gelişmiş bir ülkenin vatandaşı olarak görmek isteyenler için Türkiye aslında hayırlı bir dönemden geçiyor. Nedeni ise malum. Kemikleşmiş fakat çağdışı kalmış düşünce kalıplarının kırılmaya başladığı noktadayız.<br />
Bunun elbette ki sancılı boyutları var. Fransız devrimi aslında son derece barbarca bir olaydı. Ancak modern dünyanın temelini kuran da bu devrimdi. Türkiye ise bu değişimi barışçıl yoldan yakalayabilecek bir konumdadır.<br />
Son yıllarda yaşananların bize öğrettiklerine bakarsak ne dediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Bu gelişmelerle gelen “öğrenme eğrisi” şunları ortaya çıkarmıştır:<br />
<strong>1-</strong> Demokrasi çoğunluğun “tahakkümü”ne dayanan rejim değil, azınlığın haklarının korunduğu rejimdir.<br />
<strong>2-</strong> Askerin siyasete bulaşması demokrasilere zarar getiriyor.<br />
<strong>3- </strong>Yasalar tek başına adaleti temsil etmiyor. Gerçek adalet ise herkes için gereklidir.<br />
<strong>4-</strong> En ağır suçlarla itham edilenlerin dahi hakları vardır.<br />
<strong>5-</strong> Kim olursanız olun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne siz de bir gün ihtiyaç duyabilirsiniz.<br />
<strong>6-</strong> İnsanların anadillerini kullanmalarını engellemek adaletsizliktir.<br />
<strong>7-</strong> Başkalarının telefonlarını dinlemek ayıptır.<br />
<strong>8-</strong> Polis şiddeti, halka karşı işlenen bir cürümdür ve toplumsal bir patolojidir.<br />
<strong>9-</strong> “Faşist” veya “ırkçı” olarak damgalanmak rahatsız edicidir.<br />
<strong>10-</strong> Dersim veya Darfur gibi yaşanmış olan insanlık dışı gelişmelere arka çıkmak, milliyetçiliğin ve “mücahit dayanışmasının” patolojik boyutudur.<br />
<strong>11- </strong>Kadına karşı şiddet ve töre cinayetleri ilkel barbarlığın doruğudur.<br />
Türkiye’de herkesin bu listede sıraladığımız ölçülerle sınandığı bir dönemden geçiyoruz. Böylece, “durdurulamaz gelişmelerin terbiye edici etkisini” yaşıyoruz.<br />
Ortaya çıkan yeni anlayış kalıpları, çıkarı olan belli bir kesim için olumsuz olabilir. Fakat halkın ağırlıklı kesimi için bunların hayırlı gelişmeler olduğuna inanıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/turkiye-hayirli-bir-donemden-geciyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayşenur Bahçekapılı Başbakan hayatını riske atıyor</title>
		<link>http://www.partiparti.com/aysenur-bahcekapili-basbakan-hayatini-riske-atiyor.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/aysenur-bahcekapili-basbakan-hayatini-riske-atiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 11:59:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[Gündem Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=2428</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Açılımı başlatarak hem siyasi risk alıyorsunuz, hem de belki yaşam riski alıyorsunuz. Türkiye&#8217;deki statükoyu biliyorsunuz. Yakın tarih darbelerle geçti. Bu ülkede 17 yaşında bir çocuk, yaşı büyütülerek idam edildi..&#8221;
Elimizde bir demokratik açılım paketi yok. Olsaydı, Alevi, Kürt çalıştayları yapılmazdı. Biz açılım paketini hep birlikte oluşturacağız.”
“Bugünkü Meclis pratiğinde sorunu mutabakatla çözmek çok zor. Ama biz demokrasi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Açılımı başlatarak hem siyasi risk alıyorsunuz, hem de belki yaşam riski alıyorsunuz. Türkiye&#8217;deki statükoyu biliyorsunuz. Yakın tarih darbelerle geçti. Bu ülkede 17 yaşında bir çocuk, yaşı büyütülerek idam edildi..&#8221;<span id="more-2428"></span><br />
Elimizde bir demokratik açılım paketi yok. Olsaydı, Alevi, Kürt çalıştayları yapılmazdı. Biz açılım paketini hep birlikte oluşturacağız.”</p>
<p>“Bugünkü Meclis pratiğinde sorunu mutabakatla çözmek çok zor. Ama biz demokrasi ve açılım konusunda kararlıyız. Biz yürüyeceğiz, gelen gelir, düşen düşer.”</p>
<p>“Başbakan müthiş kararlı. Bir an için bile açılımla ilgili “acaba” dediğine tanık olmadım. “Açılımı sürdüreceğim” diyor.”<br />
<strong>NEDEN: AYŞENUR BAHÇEKAPILI</strong></p>
<p>AKP&#8217;nin büyük bir cesaretle başlattığı demokratik açılım sürecinin, öyle devamlı ilerleyen mekanik bir süreç olmayacağı görülüyor. Süreç boyunca toplumda büyük gerginliklerin, gelgitlerin yaşanacağı anlaşılıyor. Habur ve İzmir&#8217;de ortaya çıkan görüntüler, ‘Türk ve Kürt milliyetçileri&#8217;nin demokratik açılım sürecini bundan böyle sokakta engellemeye çalışacaklarının ilk işaretleri oldu. Peki, AKP yönetimi Doğu ve Batı arasında bu tip gerginliklerin yaşanacağını bekliyor muydu? İki yanda da milliyetçi eğilimlerin bu şekilde öne çıkacağını tahmin ediyor muydu? Eğer Kürt açılımı başarıyla sonuçlanmazsa bunun AKP açısından siyasi sonucu ne olur? Habur&#8217;daki karşılamadan sonra AKP kadroları demokratik açılımdan pişman oldu mu? Alevi açılımı nereye doğru ilerliyor? AKP, Aleviliği bir tarikat olarak görmekten vazgeçecek mi? Bütün bu konuları AK Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı&#8217;yla konuştuk. Solcu kimliğiyle tanınan ve 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti&#8217;den İstanbul milletvekili olan Ayşenur Bahçekapılı, uzun yıllar İstanbul Barosu&#8217;nda ve Türkiye Barolar Birliği&#8217;nde yönetim kurulu üyeliği yaptı. Bahçekapılı bir ara da Murat Karayalçın başkanlığındaki SHP&#8217;nin İstanbul il başkanıydı.</p>
<p>* * *</p>
<p><strong>NEŞE DÜZEL:</strong> Başbakan Tayip Erdoğan&#8217;ın öncülüğünde AKP çok cesur bir demokratikleşme açılımına girerek, devletle sorunu olan bütün kesimlerin sorunlarını çözecek bir hareket başlattı. AKP öncelikle de Kürtlerle, Alevilerin sorunlarına eğilen bir politika izliyor. Bu açılım neden şimdi başladı?</p>
<p><strong>AYŞENUR BAHÇEKAPILI:</strong> Bu açılımın alt yapısı aslında çoktandır hazırlanıyor. Demokratikleşme adımları atılıyor, AB&#8217;ye uyum için yasal düzenlemeler yapılıyor. İçte ve dışta bir barış ortamı olgunlaştırılmaya çalışılıyor. Biliyorsunuz Türkiye, AK Parti döneminde dünyada ve Ortadoğu&#8217;da ciddi bir barış atağı başlattı. Türkiye dışarıda böylesine bir barış hamlesi yaparken, kendi içindeki çatışmayı sürdüremezdi.</p>
<p><strong>Niye sürdüremezdi?</strong></p>
<p>Kürt meselesini, PKK sorununu çözememiş, kendi iç barışını sağlayamamış bir Türkiye&#8217;nin Ortadoğu&#8217;da giriştiği barış arayışı bir kere inandırıcı olmazdı. AK Parti, Türkiye içinde de barışı yaratmak ve demokratik açılımı gerçekleştirmek zorundaydı. Ayrıca PKK da uluslararası bir sorun haline gelmişti artık. Türkiye bu sorunu sadece kendi sınırları içinde kalarak çözemezdi. Türkiye bu sorunu ancak komşularıyla barışçı ilişkiler kurarak dünyayla birlikte çözebilirdi. Nitekim AK Parti bunu yaptı. Hem içte, hem dışta barışın yolunu aradı.</p>
<p><strong>Kürt açılımının altyapısı hazırlandı mı?</strong></p>
<p>Açılımın alt yapısı tam anlamıyla hazır diyemem. Zaten açılım ve çözüm yönünde en ufak bir hareketlenme olduğunda nasıl kıyamet koptuğunu görüyorsunuz. Ama şu kesin. AK Parti, Kürt açılımı yapmaya kendini hazır hissediyor. Bu konuda samimiyet, niyet ve irade var. Biz şimdi, demokratik açılımın koşullarını oluşturma sürecindeyiz. Elimizde, şu şöyle, bu böyle olacak diyen mekanik bir paket yok. Zaten öyle bir şey olsaydı, Alevi ve Kürt açılımı için çalıştaylar, görüşmeler yapılmazdı. Biz açılım paketini hep birlikte oluşturacağız.</p>
<p><strong>AKP tabanı Kürt açılımını nasıl karşılıyor?</strong></p>
<p>Önceki hafta kırk milletvekilimiz açılımla ilgili bilgi vermek ve almak için 81 vilayete dağıldı. Bu çalışmadan çıkan sonuç şu ki, AK Parti kadrolarında açılımla ilgili bir sorun yok. Parti kadrosunun demokratik açılıma itirazı yok. Aksine açılıma inanıyor, sahip çıkıyor ve destek veriyor.</p>
<p><strong>Habur&#8217;daki karşılamadan sonra AKP kadrolarında bir pişmanlık ya da tedirginlik belirdi mi?</strong></p>
<p>Rahatsızlık oldu. Biz bu süreci başlatırken, zaman içinde bazı dalgalanmaların, olumsuzlukların yaşanacağını zaten hissediyorduk. Burada önemli olan açılıma olan güveni yitirmemektir. Nitekim Başbakan Tayyip Erdoğan partinin son Kızılcahamam toplantısında barış istemeyenlere, çatışmadan hisse kapanlara cevaben “inadına demokrasi” dedi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay da “çözümün yeri Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;dir” dedi. Soruna mutlaka sivil çözüm getirilecek demektir bu.</p>
<p><strong>Muhalefet partileri CHP ile MHP açılıma şiddetle karşı çıkıyorlar. Siz ise sorunun Meclis&#8217;te mutabakatla çözüleceğini söylüyorsunuz. CHP ve MHP&#8217;yi ikna edemezseniz, açılım yapılmayacak demek mi bu?</strong></p>
<p>Bugünkü Meclis pratiği içinde sorunun mutabakatla çözülmesi çok zor. Ama biz demokrasi ve açılım konusunda kararlıyız. Biz yürüyeceğiz, gelen gelir, düşen düşer. Uzlaşma yollarını kapatmıyoruz, önerilere ve tartışmaya sonuna kadar açığız. Açılımı yapacağız. Ama gerginlik ortamı oluşursa&#8230; AK Parti neticede Meclis&#8217;te sayısal çoğunluğa sahip. Eğer yasaları geçirmek sayısal çoğunluğa dayanıyorsa, başka ne yapabilirsiniz ki&#8230;</p>
<p><strong>Bu açılımın size oy kaybettirebileceğini düşündünüz mü?</strong></p>
<p>Oy kaybı riski göze alındı. Bu ülkede statükocu bir yapı var. Çözümsüzlükten maddi ve manevi çıkar sağlayan yerleşik kesimler var. Bu yüzden açılım çok büyük bir risk tabii. Eğer açılım başarılı olursa, doğal olarak bu başarı AK Parti&#8217;ye oy olarak geri döner.</p>
<p><strong>Açılım başarılı olmazsa ne olur?</strong></p>
<p>Açılım başarılı olmazsa, bu, AK Parti&#8217;de oy kaybına neden olur. AK Parti çok ciddi bir riski göze aldı. Ben, konumum gereği Başbakan&#8217;la görüşebiliyorum. Size büyük bir samimiyetle söylüyorum. Başbakan açılım konusunda müthiş kararlı. Ben, onun bir an için bile açılımla ilgili “acaba” dediğine tanık olmadım. “Açılımı sürdüreceğim” diyor. Geçenlerde şöyle bir şey dedi. “Ben üniversitede okurken, hocam bana sermayenin bir risk olduğunu söylemişti. Ben siyasete atılınca siyasetin bir risk olduğunu anladım. Şimdi de ülkenin başbakanı olarak yaşamın bir risk olduğunu görüyorum” dedi.</p>
<p><strong>Açılım, hayati bir tehlike mi oluşturuyor?</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin geçmişine bakarsanız, elbette bir risk bu. Muhalefet de bir ara Başbakan&#8217;a idam edilirsin falan dedi. Açılımı başlatarak hem siyasi risk alıyorsunuz, hem de belki yaşam riski alıyorsunuz. Türkiye&#8217;deki statükoyu biliyorsunuz. Yakın tarih darbelerle geçti. Bu ülkede 17 yaşında bir çocuk, yaşı büyütülerek idam edildi. Bugün de her taraftan çeteler, darbe planları, silahlar çıkıyor.</p>
<p><strong>Siz solcu bir gelenekten geliyorsunuz. Solun bu açılım karşısındaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Sol, kendi içinde ciddi bir açılım yapmak zorunda. Solun kavramları, değişim, özgürlük, eşitlik, kardeşçe yaşamaktır. Sol bu kavramlara sahip olduğunu söylüyor ama bu kavramların hayata geçirilmesi için hiçbir şey yapmıyor. Sol kesimde AK Parti&#8217;yle ilgili bir ön yargı ve AK Parti karşıtlığı var. Sol kesimdeki bu AK Parti karşıtlığı, açılımı desteklemeyerek bir demokrasi karşıtlığına dönüşüyor.</p>
<p><strong>Barışın olumlu etkileri ne zaman halkın hayatına yansır sizce?</strong></p>
<p>Barışın olumlu etkileri, insanların hayatına ekonomik olarak hemen yansır. Çünkü demokrasi ve barış ülkeyi hem kültürel olarak hem de maddi olarak zenginleştirecek. Bu ülke teröre doğrudan 300 milyar dolar harcadı ve Türkiye&#8217;nin bugüne kadarki kayıpları 1 trilyon doları buldu. Müthiş bir para bu&#8230; AK Parti Medya Başkanlığı&#8217;ndan aldım bu rakamları. Bir trilyon dolar, dokuz tane GAP, 50 tane Atatürk Barajı demektir. Sayısız hastane ve okul demektir. Türkiye&#8217;nin demokratikleşmemesinin, sorunlarını sivil yoldan çözmemesinin 30 yıllık faturasıdır bu. Eğer bu paralar silaha değil insanların yaşamasına yatırılsaydı, bugün bu ülkede hayat bambaşka olurdu. Üretim ve yatırımlar artar, işsizlik dibe vururdu. Kaldı ki artık anlaşıldı.</p>
<p><strong>Ne anlaşıldı?</strong></p>
<p>Sorun, güvenliğe para harcayarak çözülmüyor. Terörle mücadeleye bir trilyon dolar harcadık ama hâlâ bu sorunu çözemedik. Sorun o bölgeye sadece yatırım yaparak da çözülmüyor. AK Parti döneminde yatırımlar en üst noktaya çıktı ama sorun gene bitmedi. Demokratikleşmeden başka bir çözüm yolu yok bu sorunun.</p>
<p><strong>DTP&#8217;nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>DTP bir milliyetçilik problemi içinde. O da Kürt milliyetçiliği yapıyor. DTP bir siyasi parti olmalı ve sadece Kürtler için değil herkes için hak, özgürlük ve eşitlik istemeli. Ayrıca DTP&#8217;de geçmişteki deneyimlerinden ötürü hep bir tuzağa düşürülme, oyuna getirilme korkusu var. Siyasal partilere ve sisteme güvenmiyorlar. Haklı olabilirler ama siyasetteki değişimi de algılamak zorundalar. Siyasi partilere olan güvensizlikleri, karşı tarafın da onlara güvenmemesine ve ‘ya bizi bölmek istiyorlarsa&#8217; kuşkularına yol açıyor.</p>
<p><strong>AKP&#8217;nin bütün bu demokratik açılımları yerleşik hale getirebilmesi için 12 Eylül Anayasası&#8217;nı değiştirmesi gerekiyor. AKP bunu yapabilecek mi?</strong></p>
<p>Ben Meclis Anayasa Komisyonu&#8217;ndaydım. Partinin meclis grubunun başkan vekili olunca ayrıldım. AK Parti, 12 Eylül Anayasası&#8217;nı değiştirecek.</p>
<p><strong>Anayasa ne zaman değişir sizce?</strong></p>
<p>Bir tarih veremem ama demokratik açılım konusunda atılan her adım bizi anayasa değişikliğine daha çok yaklaştırıyor. Demokratik açılım başarılı olursa anayasa değişir. Çünkü demokratik açılım anayasa değişikliğini kapsıyor. Demokratik açılımı kısa, orta ve uzun vadeli olarak düşünürsek, demokratik açılımın uzun vadede anayasa değişikliğiyle sonuçlanması gerekiyor. Zaten anayasa değişikliği olmadan demokratik açılım yapılamaz ki&#8230;</p>
<p><strong>Neler değişecek Anayasa&#8217;da?</strong></p>
<p>12 Eylül Anayasası asker zihniyetinin yarattığı bir anayasadır. Sistemde bir sürü vesayet kurumu var. O kurumların temizlenmesi, haklar ve özgürlüklerle ilgili sınırlamaların azaltılması, hayatın sivilleştirilmesi gerekiyor. Ayrıca vatandaşlık tanımı da değiştirilecek. Herkes kendi etnik kökenini ifade edebilecek ve üst kimlik olarak “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım” diyecek. İşte bu, sorunu çözer. Zaten Kürt vatandaşların da üniter yapıyla, tek bayrakla ve resmî dilin Türkçe olmasıyla ilgili bir itirazı yok.</p>
<p><strong>Vatandaşlıktaki ‘Türklük&#8217; tanımı kalkacak öyle mi?</strong></p>
<p>Tabii. Yoksa demokratikleşmeyi yapamazsınız.</p>
<p><strong>Anayasa değişikliği için hazırlıklar var mı?</strong></p>
<p>Şu anda her alanda çalışmalar var. Mesela yargı reformu hazırlanıyor. Kültürel hakların tanınması konusunda çalışmalar yapılıyor. Bunlarla, toplumun kendisini özgürce ifade etmesi amaçlanıyor. Bütün bunlar, anayasa değişikliği için birer hazırlıktır. Çünkü anayasa bir üst kanundur.</p>
<p><strong>AKP tabanı anayasa değişikliğine hazır mı?</strong></p>
<p>2007 seçimlerinde AK Parti&#8217;nin yüzde 47 oy almasının nedeni 27 Nisan muhtırası, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 367 kararı ve halkın anayasa ve demokratikleşme talebidir. Ama halkın talebine rağmen, biz anayasa değişikliği yapmak istediğimizde öyle şeylerle karşılaştık ki&#8230; Mesela Türkiye Barolar Birliği&#8230; Bir dönem yönetiminde olduğum için biliyorum&#8230; Barolar Birliği daha önce hazırlamış olduğu son derece demokrat, özgürlükçü ve sivil olan anayasa taslağını, AK Parti sivil anayasa çalışmasına başlayınca tamamen değiştirdi. Yeni taslağında özgürlükleri kısıtladı. Kısacası Barolar birliği 12 Eylül Anayasası gibi bir şey hazırladı ve kamuoyuna bu tutucu anayasa önerisini sundu. Barolar tarafsız değiller.</p>
<p><strong>Barolar sizce neye taraflar?</strong></p>
<p>Demokrasiye ve hukuka taraf olduklarını iddia ediyorlar ama değiller. Barolar, statükoya taraflar. Hatta Barolar 12 Eylül rejimine taraf olmaya başladılar. Hukukçuların asla yapmaması gereken bir şeyi yapıyorlar. Toplumu kamplaştırmada büyük rol oynuyorlar.</p>
<p><strong>Barolar dinlemelere karşı çıkmakla haksızlar mı?</strong></p>
<p>Barolar, dinlemeler konusunda hak ve hukuka sahip çıkmıyorlar ki&#8230; Onlar bir kesimin dinlenmesine karşı çıkıyorlar. Dinlemeler elbette yasalara ve hukuka uygun olmalı. Ama Ergenekon&#8217;la bağlantılı isimlerin dinlenmesine karşı çıkıp da başka bir kesimin dinlenmesine karşı çıkmazsanız, bunun adı demokratlık ve tarafsızlık değildir. Bu düpedüz taraf olmaktır. Dinlemelerle ilgili yasa dün çıkmadı. Barolara şimdiye kadar neredeydiniz diye sormak gerekiyor. Aslında buradaki sorun şu&#8230;</p>
<p><strong>Sorun ne?</strong></p>
<p>Yüksek Yargı&#8217;da oligarşik bir yapı var. Bu yapının kırılması ve şeffaflaştırılması gerekiyor. Bugün Yüksek Yargı korkunç derecede politikleşmiş durumda. İstanbul Barosu&#8217;nu düşünün. Ergenekon davasını takip etmek için bir komisyon kuruyor. Ergenekon&#8217;daki sanıklardan birinin avukatı olan kişi Baro&#8217;nun bu komisyonunda yer alıyor. Ama aynı Baro Hrant Dink davası için bir komisyon oluşturmuyor.</p>
<p><strong>İzmir&#8217;de DTP konvoyu taşlandı. Konvoydakiler de arabalarını insanların üzerine sürdü. Bu tür sürtüşmelerin artmasından çekiniyor musunuz?</strong></p>
<p>Hayır çekinmiyoruz. Ama hiç bir şey olmayacak ve biz yolumuzda dümdüz gideceğiz diye düşünmek de hayalcilik olur. Görüyorsunuz, açılım başladığından beri bir sürü şey oldu. Bu süreç engellenmek isteniyor. DTP&#8217;nin taşlanması kabul edilemez. Türk milliyetçiliğini gösteriyor bu. Bir siyasi partinin düşüncesini açıklama, siyaset ve propaganda yapma özgürlüğünü kimsenin milliyetçilik gösterileriyle bayrak çıkararak, taş atarak engellemeye hakkı yok.</p>
<p><strong>Alevilere gelirsek&#8230; Alevilerle ilgili ne tür açılımlar yapılacak?</strong></p>
<p>Aleviler taleplerinin ne olduğunu yapılan çalıştaylar sonucunda kendileri belirleyecekler. Alevilerin talepleri cemevinin ibadethane olarak tanınmasında ve din derslerinin niteliğinde yoğunlaşıyor. Aleviler, kendilerini bir mezhep mi, bir kültür mü ya da bir siyasi yapılanma olarak mı tanımlıyorlar, bu tanımlamayı kendileri yapacaklar. Bu ortak taleplerden ve tanımlamadan sonra açılımlar yapılacak.</p>
<p>Diyelim ki Aleviler, çalıştaylar sonucunda ortak bir karara vardılar ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul görmesini, Aleviliğin ayrı bir inanç ya da bir mezhep olarak tanınmasını istediler. Aleviliğin tarikat olduğunu söyleyen AK Parti, Alevilerin bu isteklerini kabul edecek mi?</p>
<p>Elbette. Biz çalıştayları niye yapıyoruz ki. Eğer üzerinde mutabakat sağlanan istekler hayata geçirilmezse, AK Parti kendi varlığını inkâr etmiş olur. Ayıp denen bir şey var. Bugüne kadar yedi tane Alevi çalıştayı yapıldı. Aleviler sorunlarını kendileri tanımlayacaklar ve çıkıp ‘biz buyuz, taleplerimiz bunlar&#8217; diyecekler. AK Parti de Aleviler arasında varılan bu mutabakatı kabul edecek. Zaten AK Parti sorunların tanımını, o sorunu bizzat yaşayanlara yaptırmak için böyle bir çalıştaylar sürecine girdi. Biz bu ülkede demokratik açılımı sürdürmekte kararlıyız. Çünkü bu ülke ancak demokratikleştiğinde huzura kavuşacak.</p>
<p>NEŞE DÜZEL &#8211; TARAF</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/aysenur-bahcekapili-basbakan-hayatini-riske-atiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz Baykal&#8217;ın yalanı Denizli&#8217;de şehit yakınlarını kızdırdı</title>
		<link>http://www.partiparti.com/deniz-baykalin-yalani-denizlide-sehit-yakinlarini-kizdirdi.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/deniz-baykalin-yalani-denizlide-sehit-yakinlarini-kizdirdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Nov 2009 14:14:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Politika Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Sabahattin TALU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=2077</guid>
		<description><![CDATA[Baykal&#8217;ın salı günü grup toplantısında yaptığı &#8216;Denizli&#8217;de şehit yakınlarına polis dayağı atıldığı&#8217; yönündeki iddiası Denizli&#8217;deki şehit yakınları ve gazi dernekleri tarafından yalanlandı: &#8220;İzinsiz yürüyen grupta yoktuk dayak atılmadı, cop da kullanılmadı.
Denizli&#8217;de faaliyet gösteren şehit yakınları ve gazi derneklerinin başkanları, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resmi geçit töreninde, izinsiz olarak yer almak isteyen grubun içerisinde yer almadıklarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Baykal&#8217;ın salı günü grup toplantısında yaptığı &#8216;Denizli&#8217;de şehit yakınlarına polis dayağı atıldığı&#8217; yönündeki iddiası Denizli&#8217;deki şehit yakınları ve gazi dernekleri tarafından yalanlandı: &#8220;İzinsiz yürüyen grupta yoktuk dayak atılmadı, cop da kullanılmadı.<span id="more-2077"></span><br />
Denizli&#8217;de faaliyet gösteren şehit yakınları ve gazi derneklerinin başkanları, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resmi geçit töreninde, izinsiz olarak yer almak isteyen grubun içerisinde yer almadıklarını bildirdi.</p>
<p>Muharip Gaziler Derneği Denizli Şube Başkanı Hamdi Helvacılar ve Türkiye Harp Malulü Gazi, Şehit, Dul ve Yetimleri Derneği Denizli Şube Başkanı Mehmet Emin Öztürk imzası ile yapılan yazılı açıklamada, Cumhuriyet Bayramı&#8217;nda, emniyet güçlerinin kimseye dayak atmadığı, cop da kullanmadığı ifade edildi.</p>
<p>CHP Genel Başkanı Deniz Baykal&#8217;ın, TBMM parti grubunda &#8221;Denizli&#8217;de şehit yakınlarına ve gazilere polis dayağı atıldığı, zor kullanıldığı, copla vurulduğu&#8221;nu söylediği bildirilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:</p>
<p>&#8221;Bu konuşmayı talihsizlik olarak değerlendiriyoruz. O gün emniyet güçleri, hiç kimseye dayak atmamıştır, cop kullanmamıştır. Bizler, Cumhuriyet Bayramı&#8217;nda izinsiz geçit törenine girmek isteyen grubun içerisinde yer almadık. Gaziler Derneği olarak, geçişimizi düzen içerisinde yaptık. Öyle ki, bize dayak attığı söylenen emniyet güçleri, geçişimizi güven içinde yapmamız ve kargaşadan zarar görmememiz için bizi bilakis koruma altına aldılar.</p>
<p>Bu konuda kendilerine şükranlarımızı ifade ediyoruz. Şehit aileleri ve gaziler olarak, hiç bir izinsiz gösterinin içerisinde bugüne kadar olmadık, bundan sonra da olmayız.&#8221;</p>
<p>Denizli&#8217;deki 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resmi geçit töreninde,  Atatürkçü Düşünce Derneği izinsiz olarak yer almak istemiş güvenlik güçleri buna izin vermemişti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/deniz-baykalin-yalani-denizlide-sehit-yakinlarini-kizdirdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEM “TARİHİ” VE HEM DE “TAM” BİR FIRSAT</title>
		<link>http://www.partiparti.com/hem-%e2%80%9ctarihi%e2%80%9d-ve-hem-de-%e2%80%9ctam%e2%80%9d-bir-firsat.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/hem-%e2%80%9ctarihi%e2%80%9d-ve-hem-de-%e2%80%9ctam%e2%80%9d-bir-firsat.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 Aug 2009 07:14:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sabahattin TALU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=1938</guid>
		<description><![CDATA[Son birkaç aylık dönemde tüm Türkiye “Tarihi fırsat” ile yatıp kalktı ve halen de boyutlanarak devam ediyor. Bırakın bürokratı, siyasetçiyi, yazarı, çizeri, düşünürü, şarkıcı ve türkücülerden tutun, manken ve sunuculara, hatta spor spikerlerine, magazincilere kadar hemen hemen herkes, bu konudaki görüşünü beyan ediyor ve gündemdeki belki de haksız yerini alıyor. Demek ki herkesin bu sorun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son birkaç aylık dönemde tüm Türkiye “Tarihi fırsat” ile yatıp kalktı ve halen de boyutlanarak devam ediyor. Bırakın bürokratı, siyasetçiyi, yazarı, çizeri, düşünürü, şarkıcı ve türkücülerden tutun, manken ve sunuculara, hatta spor spikerlerine, magazincilere kadar hemen hemen herkes, bu konudaki görüşünü beyan ediyor ve gündemdeki belki de haksız yerini alıyor. Demek ki herkesin bu sorun ve çözümü konusunda öyle veya böyle bir görüşü var ve bunu da dillendirme ihtiyaç duyuyor. İşte, hem tarihi ve hem de tam bir fırsat; Re-fe-ran-dum.<br />
Geçtiğimiz yerel seçimler sonrasında, seçim kazandıkları düşüncesinin sarhoşluğuyla DTP Muş milletvekili Sırrı Sakık, bir televizyon programında; “Kürt halkı tercihini yaptı. Referanduma gidelim, böylece sorunu çözelim” demişti.<br />
DTP’li Emine Ayna; “Bu coğrafyanın adı kondu” derken, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de; “Bu coğrafyanın adını bir gün mutlaka kabul edecekler” diye açıklamada bulunmuştu.<br />
Bir diğer DTP’li belediye başkanı da, topluluğa karşı yaptığı bir konuşmasında; “Size, buradan, yani Kürdistan’dan sesleniyorum” deme cesaretini kendisinde bulmuştu.<br />
Bütün bunların sebebi ne idi? Net bir zafer kesinlikle değildi ama, bir önceki seçimde bölgedeki tek rakip olan AKP’nin kazandığı bazı il ve ilçe belediyelerini, bu sefer kazanmışlardı. Alınan oy ise, bugüne kadar tüm yerel ve genel seçimlerde alınan en yüksek sayıya, yani 1.8 milyona ulaşmıştı.<br />
Kısaca, % 5’e tekabül eden 1.8 milyonluk bu oy, DTP’yi ve onları destekleyenleri zafer sarhoşu yapmış ve ulusal basında da “DTP, tüm doğu ve güneydoğu bölgesini sildi süpürdü” şeklinde lanse edilmiş, hatta artık “DTP’nin Kürtleri temsil ettiğinin anlaşıldığı” bile yazılıp çizilmişti.<br />
Oysa, rakamlar böyle söylemiyordu.<br />
Gelin, şu rakamları yeniden gözden geçirelim, bakalım öyle mi imiş, değil mi imiş görelim.<br />
22 Temmuz seçimlerinin Türkiye genelinde katılım oranı % 84.16, kullanılan oy sayısı 34 milyon 822 bin 907.<br />
DTP’nin toplam oyu yaklaşık 1.8 milyon. (Ki bu, şimdiye kadar alınan en yüksek oy sayısı, ağırlıklı ortalama ise 1.6)<br />
Türkiye genelinde kullanılan oy sayısını yuvarlayarak 35 milyon olarak kabul eder ve bunu 70 milyonluk Türkiye nüfusuna uyarlarsak, DTP oylarının yaklaşık 3.6 milyon olduğu sonucuna ulaşıyoruz.</p>
<p>Türkiye’de 12-13 milyon Kürt vatandaşın yaşadığı genel kabulüne göre 3.6’lık bu rakam, mevcut Kürt nüfusun yaklaşık 1/3’üne tekabül ediyor. Yani, her 3 Kürt vatandaştan ancak ve ancak 1’inin DTP’yi desteklediği ortaya çıkıyor.</p>
<p>Hani temsiliyet! Matematik profesörü olmaya falan gerek yok. Bu durumda “üç’ün bir’ini aldığı” tespit olunan DTP’nin, tüm Kürt vatandaşlarımızı temsil ettiğini kimse, asla söyleyemez. Rakamların da yalan söylemeyeceği ve kandırmayacağı bilindiğine göre, o zaman DTP ve PKK’nın yalan söylediği, hem kendisini ve hem de saf, romantik ve yatkın olanları kandırdığı anlaşılıyor.</p>
<p>Doğrudur değildir, eksiktir fazladır, haklıdır hazsızdır, “Kürt açılımı” veya “Demokratik açılım”ın yoğun tartışıldığı, içinde bulunduğumuz son derece hassas bu dönemde, işte tam da “tarihi bir fırsat”…</p>
<p>DTP’li Sakık’ın da istediği gibi, gerçekten de ve tam da “RE-FE-RAN-DUM” zamanı. Çünkü, artık bu aşamada kaçınılmaz bir sonuç gibi görünüyor neredeyse. Bu nedenle, gelin halka gidelim, gelin Kürt vatandaşlarımızın 3’te 1’ine değil tamamına, ikiye katlayan sessiz çoğunluktaki Kürt vatandaşlarımıza da gidelim ve Öcalan’ın ortaya attığı, ileriki dönemde de ayrımı getirmesi kuvvetle muhtemel “Demokratik Özerklik Projesi”ne dayalı bir “Özerklik” talepleri mi var, Türkiye’de “iç içe” yaşamaktan ziyade, Türkiye ile “yan yana” yaşamayı mı tercih ediyorlar, anlayalım görelim, anlasınlar görsünler diyorum.</p>
<p>Sabahattin Talu<br />
sabahattintalu@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/hem-%e2%80%9ctarihi%e2%80%9d-ve-hem-de-%e2%80%9ctam%e2%80%9d-bir-firsat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İÇ İÇE’DEN YAN YANA’YA</title>
		<link>http://www.partiparti.com/ic-ice%e2%80%99den-yan-yana%e2%80%99ya.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/ic-ice%e2%80%99den-yan-yana%e2%80%99ya.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 08:18:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sabahattin TALU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=1936</guid>
		<description><![CDATA[Lafı hiç uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek yok artık. Çünkü, önemli şahsiyet (!) Öcalan, yaptığı son açıklamalarla, aramızdaki bazı saf ve romantikleri bile, girdikleri son on yıllık, belki de yirmibeş yıllık derin uykularından uyandırmış olmalı artık. Eğer, buna rağmen halâ uyanmadılarsa, yapacak başka bir şey kalmıyor artık. Pes, bırakın, rahatsız etmeyin onları, ilelebet uyumaya devam etsinler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Lafı hiç uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek yok artık. Çünkü, önemli şahsiyet (!) Öcalan, yaptığı son açıklamalarla, aramızdaki bazı saf ve romantikleri bile, girdikleri son on yıllık, belki de yirmibeş yıllık derin uykularından uyandırmış olmalı artık. Eğer, buna rağmen halâ uyanmadılarsa, yapacak başka bir şey kalmıyor artık. Pes, bırakın, rahatsız etmeyin onları, ilelebet uyumaya devam etsinler ve böylece bizleri de uyutmayı bıraksınlar artık.<span id="more-1936"></span><br />
Sorun’un adı, gerçekte hiçbir zaman “Kürt sorunu” olmadı. Bu ad, sıkışan, daralan PKK’nın ve siyasi uzantılarının bir dayatması idi ve maalesef ki büyük ölçüde kabul gördü. Amaç zaten buydu, daha geniş kitleleri olayın içine katmak, ortak etmek, yaymak ve içinden çıkılamaz bir hale getirmekti ve kısmen de olsa başarılı olundu.<br />
Öcalan’ın yakalandığı 1999’a kadar sorun’un adı; “PKK’dan kaynaklı bölücü örgüt sorunu” idi. Apo bunu; “Önceleri, devlet kurmak istiyorduk. Sonra bundan vazgeçtik” diyerek açıkladı. Yani, adam, “anadil, kültürel haklar, ezilmişlik, büzülmüşlük hikâye idi. Amaç, devlet kurmaktı” diyor. O diyor da, bazıları halâ anlayamıyor, anlamıyor.<br />
1999’dan sonra sorun’un adı birden bire değişti. Bu dönemde de taraftar toplamak ve çeşitli platformlarda tartışılarak gündemde kalmak için “anadil, kültürel haklar, ezilmişlik, büzülmüşlük” gibi kamuflaj malzemeleri, daha bir boyutlandırılarak kullanıldı. Ancak tüm etkinlikler, faaliyetler, gösteriler, açıklamalar Apo’ya endekslendi. Varsa yoksa Apo idi. Sorun “Apo sorunu”na dönüştü.<br />
Avukatları Apo’ya “Sayın” dediler, O da yanlış anladı başladı saymaya.<br />
“Burada yalnızım, canım sıkılıyor” dedi, “Apo’ya uygulanan tecrit kaldırılsın” sloganıyla sokaklara çıktılar.<br />
“Biraz üşütmüşüm galiba, karnım ağrıyor” dedi. “Apo’nun sağlığı sağlığımızdır” kampanyası başlatarak, başta kendilerinin olmak üzere, özellikle çevrenin sağlığını bozdular, araçları yaktılar, sokakları bombaladılar.<br />
“Görevli başımı sertçe eğmek istedi, saçımı çekti” dedi. “Apo’ya uzanan eller kırılsın” diyerek tehdit ettiler, yakmaya, bombalamaya devam ettiler.<br />
Sorun’un Apo sorununa dönüştüğüne dair, daha on’larca örnek verilebilir.<br />
Peki şimdi ne deniliyor? “Kürt sorunu’nun çözümünde tek muhatap Sayın Öcalan’dır”.<br />
Peki, son on yıldır sadece ve sadece bir kişiye endekslenmiş bir soruna siz, yaklaşık 13 milyonluk bir Kürt nüfusun tamamını kapsayan bir ifadeyle “Kürt sorunu” diyebilir misiniz? Peki niye diyorsunuz?<br />
Apo, “Artık devlet kurmak fikrinden vazgeçtim” diyormuş. Sağ olsun, eksik olmasın da, akan kan, yıkılan yuvalar, yetim kalan çocuklar, yitirilen kırk bin insanın canı ne olacak! Bu iş çocuk oyuncağı mı! Etkisine alarak arkasından sürüklediği insanlar, O’nun oyuncağı mı oldular! Evet, ne yazık ki, öyle görünüyor!<br />
Apo; “Yakın, yıkın, öldürün, bölün, ayrı devlet kuracağım” dedi, 40 bin canın yitirilmesine sebep oldu. Şimdi ise; “Vazgeçtim. Artık bölmek yok. Ancak, şartlarım var. Özerklik istiyorum. Kürdistan’ı kurayım ve ben yöneteyim. Aksi taktirde örgüt gereğini yapar ve bunun sorumlusu da devlet olur, insanlar ölür, gerisine karışmam” diyerek, açıkça tehdit ediyor.<br />
Ayrı bir devlet kurma fikrinden vazgeçme lütfünde (!) bulunan Öcalan, büyük ve ünlü bir filozof, bilim adamı, sosyolog, siyaset adamı, ideolog ve hatta daha da ileri giderek neredeyse bir peygamber edasıyla deli saçmalamalarına devam ediyor.<br />
Noktasına dokunmadan aktarıyorum.<br />
“Devlet olacak, diğer tarafta da demokratik Kürt ulusu olacak. Kürtler devleti, devlet de Kürtlerin demokratik ulus olma hakkını kabul edecek. Böylece orta bir yerde buluşacak, uzlaşacaklar. Benim çözüm anlayışım kısaca budur. Kürtlerin önü açılacak, her alanda örgütlenmesinin önü açılacak, demokratik bir ulus olarak varlık kazanacak. Kendi sporunu (Kürdistan Ulusal Takımı gibi), eğitimini (Kürdistan Ulusal Eğitim Bakanlığı gibi), dini örgütlenmelerini (Kürt Diyanet İşleri gibi), meclisini (Kürdistan Büyük Ulus Meclisi gibi), belediyelerini kendisi yapacak. Hatta kendi öz savunması (Ordu- Kürt Silahlı Kuvvetleri gibi) bile olacak. Yani Kürtler, kendi kendini demokratik (!) bir şekilde örgütleyecek, savunacak. Kürtler ile devletin bu uzlaşmasından (!) sonra, bu anlayışın içi nasıl doldurulacak, bunu konuşmak lazım. Bu süreçte önümün açılması için, bunu hep beraber yürütebilmemiz için, koşullarımın düzeltilmesi lazım”.<br />
Sağ olsun, eksik olmasın ayrı bir devlet istemiyor muş gerçekten! Allah korusun, ya isteseydi!<br />
Şimdi anladınız mı, daha fazla uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek olmadığını? Hani, nerede kaldı, masum gösterilmeye çalışılan demokratik hak talepleri, kültürel haklar, anadil isteğine! Mazlumu oynayan ezilmişlik, büzülmüşlük, geri bırakılmışlık edebiyatlarına! Ne oldu! Doğru ya, bunlar masum talepler idi ve bu hakların verilmesi halinde, yirmi beş yıldır süre gelen, kırk bin kişinin ölümüne sebep olan ve milyar dolarların harcandığı bu sorun, hemen çözüme kavuşacak ve hepimiz bir anda kol kola girip kardeşçe yaşayacak idik!!! Ne oldu!<br />
Öcalan, dâhiyane çözümlemelerinde (Apo’nun her yaptığı açıklama, PKK ve siyasi uzantıları tarafından “çözümleme” olarak adlandırılıyor); “Kürtler ile Türkler YAN YANA yaşayacak” diyor. Demek oluyor ki; yüzyıllar boyu “İÇ İÇE” yaşayan bu toplum, artık sanal bir sınır ile birbirinden ayrılarak, biri bir tarafta, diğeri öbür tarafta olmak üzere yan yana yaşayacak mış! Gördünüz mü barışı ve kardeşliği!!!<br />
Yukarıda altını çizdiğim cümlesine özellikle dikkat çekmek gerekiyor, halâ anlayamamış, görememiş olanlar ve anlaşılmasından, görülmesinden özellikle kaçınanlar için.<br />
“Bu süreç Cumhuriyet’in kurulması kadar önemli bir süreç. Bu süreçte önümün açılması için, bunu hep beraber yürütebilmemiz için, koşullarımın düzeltilmesi lazım”.<br />
Mesaj net ve “Kürtlere özgür ve güzel bir dünya vaat ediyorum. Bunu yapabilmek için öncelikle benim cezaevindeki tutsaklığımın ortadan kaldırılması gerekir. Aksi halde bu süreç devam etmez, aşılır. Tek şart benim özgürlüğümdür. Bu konuda elinizden ne geliyorsa yapın, dayatın, zorlayın”dır.<br />
Uyuyan ve uyutmaya çalışanlara özellikle soruyorum; Öcalan, serbest bırakılmasının mümkün olmadığını kendisi bilmiyor mu? Pek tabii ki biliyor. Peki, neden bunu istiyor? Umut, fakirin ekmeği, ya tutarsa misali, bırakılırsa ne alâ, Şam Saltanatlığı’na devam. Yok, bırakılmazsa, dayatarak, kan dökerek, kaos yaratarak kendisini tutsak eden T.C.Devleti’nden öç almak, aynen taşıdığı “soyadı” gibi.<br />
İç içe olan bir toplumu yan yana getirmeye çalışmak, birleştirmek, bütünleştirmek değil, aksine ayırmaktır. Kürtleri temsil ettiğini iddia eden DTP ve sözcüleri, gelinen bu aşamada sorun’un gerçekte ne olduğunun artık farkına varmalı, varsa, sadece ve sadece kendi görüşlerini samimiyetle ortaya koymalı, akan kanın gerçekten durması için, bir kişinin, sadece bir kişinin, yani Öcalan’ın kişisel ve keyfi düşüncelerinin, hırslarının, intikam duygularının, sonuçsuz dayatmalarının peşine takılmayıp, sözcülüğünü yapmayıp, tüm Türkiye toplumu adına, tamamen sağduyuyla hareket etmeli ve sonuçta, iç içe mi, yan yana mı olmak istediklerine net olarak karar vermeliler artık.</p>
<p>Sabahattin Talu<br />
sabahattintalu@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/ic-ice%e2%80%99den-yan-yana%e2%80%99ya.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇÖZÜMDE ORTAK PAYDA VE KIRMIZI ÇİZGİLER</title>
		<link>http://www.partiparti.com/cozumde-ortak-payda-ve-kirmizi-cizgiler.html</link>
		<comments>http://www.partiparti.com/cozumde-ortak-payda-ve-kirmizi-cizgiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 09:25:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sabahattin TALU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.partiparti.com/?p=1906</guid>
		<description><![CDATA[     “Tarihi fırsat”, “açılım”, “çözüm”, “çalıştay” derken, Türkiye öyle veya böyle içinde bulunduğumuz bu dönemde son derece ciddi ve hassas bir sürece girdi. Bu sürecin, belki çok geç kalınmış bir süreç, belki de alelacele girilmiş bir süreç olup olmadığını yaşayıp göreceğiz. Belki sonuçta “Oh be” deyip rahatlayacağız, belki “Tüh be” deyip [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>     “Tarihi fırsat”, “açılım”, “çözüm”, “çalıştay” derken, Türkiye öyle veya böyle içinde bulunduğumuz bu dönemde son derece ciddi ve hassas bir sürece girdi. Bu sürecin, belki çok geç kalınmış bir süreç, belki de alelacele girilmiş bir süreç olup olmadığını yaşayıp göreceğiz. Belki sonuçta “Oh be” deyip rahatlayacağız, belki “Tüh be” deyip pişman olacağız. Ancak, kesin olan şu ki; artık ok yay’dan çıktı. Fırsat mı, hata mı, hep birlikte yaşayıp, hep birlikte göreceğiz.<br />
<span id="more-1906"></span><br />
     En baştan belirtmek gerekirse, artık akan bu kan bir şekilde durmalı. Bu kesin. Kimsenin kan’dan yana olması, kavgadan, kaostan, çözümsüzlükten yana olması, tavır alması, desteklemesi asla ve kat-a düşünülemez. Bu da kesin.</p>
<p>     Sorunun çözümünde bir tarafta hükümet ve bir tarafta da DTP var. Çünkü, İçişleri Bakanlığı’nca gerçekleştirilen çalıştaydan çıkan sonuç bu; “DTP muhatap”.</p>
<p>     Hükümet ne yapmalı veya yapacak?</p>
<p>     Yeni bir anayasada yapılacak düzenlemeler ile temel hak ve özgürlükler geliştirilebilir. Örneğin, anadilde eğitim ve konuşma hakkı, yazılı ve görsel basında Kürtçenin kullanımı, üniversitelerde Kürdoloji bölümleri, enstitüler açılması gibi. Yerleşim yerlerinin isimleri Kürtçe ile değiştirilebilir, yeni doğan çocuklara Kürtçe isimler verilebilir, vesaire, vesaire.</p>
<p>     Peki, DTP ne yapmalı? İşte DTP’nin burada işi zor. Çünkü, sorunun çözümündeki sorumluluğun büyük kısmı DTP’nin üzerinde. DTP, bu tarihi sorumluluğu üstlenir, sağduyuyla hareket ederse, sorunun çözümünde çok ama çok büyük bir adım atılabilir. Bir anlamda, “tarihi fırsat” denilen şey, tamamen DTP’nin elindedir.</p>
<p>     DTP, öncelikli olarak kendi, ama sadece kendi fikir ve düşüncelerini net olarak ve samimiyetle ortaya koymalı, bu önemli fırsatı teperek Öcalan’ı her seferinde olduğu gibi tek başına öne sürmemeli, dayatmamalıdır. 25 yıldır akan kanın durması veya akmaya devam etmesi, bu, kim ya da her ne olursa olsun, nasıl görülürse görülsün, tek kişinin ağzından çıkacak sözlere asla bağlanmamalıdır. Bir kez olsun DTP, kendi öz fikrini, hiçbir kaygı ve korku gütmeden, oy kaybedeceğini, kendi tabanından ve özellikle Öcalan ve PKK’dan tepki alacağını, hatta tehdit edileceğini düşünmeden, bu son derece önemli inisiyatifi tek başına, samimiyetle, korkusuzca ve çok daha önemlisi vicdanen kullanmalıdır. Devlet, çözüm için bir adım attı ise, DTP de en azından bir adım atmalı, kırmızıçizgi olarak şart koştuğu bazı son derece radikal taleplerinden, çözüm adına vazgeçmelidir. Çünkü, söz konusu olan; kan ve gözyaşının dinmesi, sadece bölgenin değil, tüm Türkiye’nin huzuru ve geleceğidir.</p>
<p>     Aksi taktirde, Öcalan’ın ortaya koyduğu, içeriği; başta Öcalan’ın serbest bırakılmasının yanı sıra, bölgedeki DTP’li belediyelerin mali imkân ve idari yetkilerinin artırılması gibi buram buram ayrılık kokan “Demokratik Özerklik Projesi”ni öne sürerek dayatmak, “fırsatı tepmek ve bu tarihi sorumluluğun vebali altında kalarak çözümsüzlüğü diretmek” demek olur ki, bu da kimsenin, Öcalan hariç hiç kimsenin işine gelmez. </p>
<p>     Kürt vatandaşlarımızı temsil ettiğini iddia eden bir parti, eğer gerçekten bunu inanarak söylüyorsa, şimdi bunun ispatının tam da zamanıdır. Çünkü, bu aşamada DTP, ya, bir kişiye yani Öcalan’a körü körüne bağlı, farklı veya aykırı herhangi küçücük bir söylemi dahi olmayan ve tamamen PKK’nın siyasi uzantısı olduğuna dair mevcut kanıyı doğrulayarak, 25 yıldır yaşanan bu kanlı sorunun çözümünde samimi olmadığını net olarak ortaya koymuş olacak, ya da fırsat mahiyetindeki şans topunu taca atmadan, sadece kendisi kullanarak, sadece Kürtlerin değil, tüm Türkiye’nin arzu ettiği çözümde çok önemli bir rolü oynamış olacak. Top DTP’de. </p>
<p>                                    Sabahattin Talu</p>
<p>                                                             sabahattintalu@gmail.com  </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.partiparti.com/cozumde-ortak-payda-ve-kirmizi-cizgiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
